Bağırsak son dönemlerin en çok ilgi çeken organı. Binlerce yıl önce Hipokrat’ın söylediği ‘bütün hastalıklar bağırsakta başlar’ cümlesi günümüz toplumunda da her geçen gün daha fazla gerçeklik kazanmaktadır. Yapılan binlerce çalışmayla bağırsak sağlığının pek çok sağlıklı problemi ile yakından ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır.
Mikrobiyota dediğimiz kavram ; insan vücudunda yaşayan milyarlarca bakteri , mantar, tek hücreli mikroorganizma topluluğu olarak tanımlanabilir. Mikrobiyotanın yaygın olarak bulunduğu organ ise bağırsaktır.
Bağırsak floramız aslında anne karnında oluşmaya başlar. Doğumla birlikte anneden alınan ( özellikle normal doğum) bakteriler , ilk mikrobiyotanın oluşmasını sağlar. Anne sütü ile bu koruma kalkanı daha da güçlenir. Sonrasında beslenme ve çevresel faktörler ile devamlı şekillenir ve koşullara göre evrilir.
Antibiyotikler , stres, modern yaşam, kimyasallar, kullanılan ilaçlar ( antidepresanlar , ağrı kesiciler, antiasitler), uykusuzluk ve en önemlisi yanlış beslenme alışkanlıkları bağırsak florasıı tahrip eder, denge bozulur. Yoğun şeker içerikli beslenmek, tatlandırıcı kullanımı, trans yağdan zengin beslenme, basit karbonhidrat alımının yüksek olması , alkol , işlenmiş ürünlerin sıklıkla kullanılması mikrobiyotayı olumsuz yönde etkiler.
Bağırsak florası bozulduğunda ; diyabet , obezite, depresyon, kaygı bozukluğu, bağışıklık sisteminin zayıflaması, kanser, otizm,irritabl bağırsak sendromu(İBS), egzama, çölyak , astım , migren , nedeni tam olarak bilinemeyen otoimmun hastalıklar ( tiroidit ,romatoid artirit gibi) , gıda intoleransları sıklıkla görülür. Örneğin, bağırsak florası bozuk insanlar , bağırsak florası sağlıklı olan insanlara göre kilo almaya daha yatkındır. Çünkü normalde sindirilmeyecek olan besin kalıntıları , zararlı bakteriler çoğaldığı için sindirilir ve fazladan kalori alımı olur. Tek öğünde 250 kaloriye kadar fark oluşabilir. Böylece sağlıksız mikrobiyota kişiyi kilo almaya daha yatkın biri haline dönüştürür.
Sağlıklı bir bağırsakta probiyotik bakterilerin sayısının artması önemlidir. Probiyotikler, bağırsaklarımızda yaşan yararlı canlı mikroorganizmalardır. Yoğurt , kefir , ayran gibi fermente süt ürünleri probiyotiklerin en iyi kaynaklarıdır. Ekşi maya , turşu, tarhana , boza gibi fermente yiyecekler tam olarak probiyotik kabul edilmez. Ancak bağırsak sağlığı için faydalıdır denebilir. Beslenme ile probiyotik ihtiyacımızı bütünüyle karşılayamadığımız için dışardan probiyotik takviyesi alınması elzemdir. Düzenli aralıklarda marka değişikliği yapmak, bakteri suş çeşitliliğini arttırdığı için gereklidir.
Prebiyotikler , probiyotik bakterilerin , gelişimini ve faaliyetini olumlu yönde etkileyen sindirilmeyen karbonhidratlardır. Prebiyotikler için ,probiyotiklerin besinidir denebilir.Soğan , sarımsak, tam tahıllar, kuşkonmaz, muz, kurubaklagiller, bezelye , pırasa iyi birer prebiyotik kaynağıdır.
Probiyotikler ve Prebiyotikler ; patojen mikroorganizmaların çoğalmasını engeller , bağırsak hareketlerini ve geçirgenliğini düzenler, kan kolesterol seviyesini dengeler, bağışıklık sistemini güçlendirir, kolon kanseri riskini azaltır, vitamin –mineral emilimini arttırır, besin alerjilerini azaltır,metabolizmayı olumlu yönde etkiler , astım , atopik dermatit gibi hastalıkların semptomlarını azaltır, laktoza olan toleransı arttırır.
Sağlıklı bir beden ve ruh sağlığı için prebiyotik ve prebiyotik besinleri daha sık tüketin. Sinbiyotik takviyeleri düzenli kullanın. Antibiyotikleri doktor önerisi olmadan kullanmayın! Paketli-işlenmiş-şekerli yiyecekler yerine doğal ve lifli beslenin…
Diyetisyen Berna Çoban